Kitap Önerileri -3

Bu dizimizde bir yanı hep çocuk kalan düş dünyaları hiç sönmeyen okurlar için çok güzel kitaplarımız var.Hiç vakit kaybetmeden okumaya geçin.

KÜÇÜK PRENS / Antoine de Saint-Exupéry

Çocuk kitabı mı bu diye dudak büktüğünüz Küçük Prens bizlere öyle şeyler anlatıyor ki bu tadı pek çok romanda asla bulamazsınız. 27 bölümden oluşan bu ironik masal kitabı,  herkesin kütüphanesinde mutlaka yer almalı. Konusuna gelince; kitabın yazarının uçağı bozulunca, aniden Sahra Çölü’ne inmek zorunda kalır. Burada Küçük Prens’le tanışır. Küçük Prens önce kendi ülkesini ve yaşadığı toprakları anlatmaya başlar. Gezegeninde çok sevdiği bir gülü vardır ve ona daha iyi bakabilmenin yollarını aramak için, diğer gezegenlerde bir gezintiye çıkar. Her gittiği yerde farklı insan ve hayvanlarla karşılaşır. Felsefi yönü de yüksek olan kitapta küçük bir çocuğun gözünden dünyaya bakıyoruz. Küçük dostumuz bizlere; sevgi, saygı, dostluk, değer verme gibi insani duyguların önemini hatırlatıyor. Ölmeden önce mutlaka okunması gereken bir kitap olan Küçük Prens’i lütfen okuyun ve de okutturun. Dünya çapında 140 milyon kopya satan “Küçük Prens” okuyanı yetişkinliğe hazırlayan derslerle dolu. Kitap yetişkinlere  nasıl “iyi” yetişkin olunuru hatırlatıyor. Antoine de Saint-Exupéry’nin 1943 yılında yazdığı, 96 sayfadan oluşan bu kısacık masalı, dünyanın en çok okunan ve en çok satan kitapları arasında başı çekmektedir. Fransızca orijinal adı Le Petit Prince olan kitap hem çocuklar hem yetişkinler için yazılmıştır. Küçük Prens’in insanlık adına verdiği öğütlerini okuduğumuz kitap, herkesin kitaplığında bulunmalı ve birçok kez okunmalıdır. Yazar kaleme aldığı bu öykü için, II. Dünya Savaşı’nın etkilerinin sürdüğü topluma karşı yapılmış bir eleştiri olarak niteler. Sinemaya, tiyatroya ve operaya uyarlanan Küçük Prens, bugüne kadar 210 ayrı dil ve lehçeye çevrildi. Sevgili okurlar; hem kendiniz okuyun hem de çocuğunuza mutlaka okutun.

PARFÜMÜN DANSI / Tom Robbins

Ben fantastik edebiyattan vazgeçemeyenlerdenim. Eğer siz de fantastik roman seviyorsanız karşınızda harika bir kitap var. PAN’ın yolculuğu…Bu yolculuktan alacak çok şey var.

Arayışın ve oyunun, Batı’dan Doğu’ya, oradan da Yeni Dünya’ya uzanan, ölümsüzlüğü kovalayan ve yüzyıllar süren bir yolculuktur bu. Batı, acı çekmeyi seven, mantığa, bireyciliğe ve üretime tapınanların diyarıdır. Doğu, aşka, boş zamana, münzeviliğe, bilinmezliğe hayatında yer veren insanların yaşadığı su ve parfüm diyarıdır. Yeni Dünya’da ise sadece “başarı” ve hırs vardır. Yolculuğun en ilginç kişisi ise keçi ayaklı,  zevk ve bereket  tanrısı Pan’dır.  Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri; yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek  yerine, doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes’a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır. Aynı zamanda Bay Mantıksız, Bay İçgüdü, Bay Hayvani Sır, Bay Çingene, Bay Koku, Bay Aydedeye Havlayan, Bay Şaşırtıp Kaçan, Bay Mastürbasyon, Bay İnatçı Güç, Bay Küstahlık, Bay Doğa En İyisini Bilir. dir. Pan’ın en yakın arkadaşları ise, “insanın kalbiyle yaşamasını” savunan kendi kendinin kralı Alobar ve Kama-Sutra’yı bütün incelikleriyle bilen koku bilgesi Kudra’dır. Bugün Pan’ın, Alobar’ın ve Kudra’nın izleyicileri günahlarından pişman olmayan günahkârlar, inançsızlar, şehvetli kadınlar, müzisyenler, âşıklar, asiler, şairler ve delilerdir.

 

GUGUK KUŞU / Ken Kesey

Hem sinema hem de tiyatro uyarlaması olan  son derece sarsıcı bir roman var sırada…

Guguk Kuşu, temelde özgürlük ve bunu tahakküm altına almak isteyenler arasındaki keskin ve sıcak mücadeleyi anlatır. Bir metafor olarak kullanılan guguk kuşu doğada da aslında benzer bir rolü üstlenir. Dişi guguk kuşu doğada yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi kuş uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki yumurtalardan birini de yok ederek durumun fark edilmesini önler. Romanda Ken Kesey de toplumun terk edilmiş, sürünün dışına atılmış yavrularını işler. Çünkü düzen ancak yavrularını yiyerek, tüketerek, onları yola getirmeye çalışarak, yola gelmeyeni ise rahat bırakmayıp evcilleştirmek için türlü sistematik işkenceler yaparak var olur.

Roman bir akıl hastanesinde geçer ve hikâye Kızılderili Şef olarak adlandırılan hastanın gözünden anlatılır. Bu tımarhane çeşitli isimler altında toplanmış hastaları topluma ve onun ahlak düzenine yeniden kazandırmak (Neyi kaybetmişlerdir?) için rutin bir halde çabalamaktadır. Ortalıkta ‘iyileşebilirler’ ve ‘iyileşemezler’ vardır. Her şeyin belli kurallar silsilesi içinde geçtiği bir süreçte McMurphy bir ıslah evinden buraya deli olduğu şüphesiyle getirilir. İşte aslında hikâyede burada başlar. Çünkü McMurphy toplum düzenine aykırı bir adamdır ve her şeye rağmen özgür ruhu korumanın ve onu yaşatmanın yollarını aramaktadır. Burada sözü edilen deliler arasında zaman geçirecek ve bu zaman sürecinde hastane onun deli olup olmadığına karar verecektir. Ancak McMurphy daha ilk anlardan itibaren uyuyan canavarı uyandırır ve hasta olarak etiketlenenleri yeniden hayata döndürür. İçerde yaşayan bu küçük topluluk dışarıdaki büyük toplumun aynasıdır aslında. McMurphy gün gün disiplinin çelikten demirlerini kırar ve orada bile kendine ve düşlerine ait bir dünya kurar. Ölü birer insana dönüşen hastalar o geldikten sonra yeniden yaşadıklarının farkına varır. Yönetim onların dizginlerini sıktıkça onlar çeşitli biçimlerde direnişlerini sürdürürler. Taaaa ki…….

Sonrası mı okuyun ve görün. Keyifli okumalar

KEDİ BEŞİĞİ / Kurt Vonnegut

Kendi halindeki bir adaya çıkan iki çılgın adam; biri adada kendi diktatörlüğünü kurmaya niyetli bir despot, diğeriyse vaazlar veren bir din adamı. Bunlara ilaveten, aynı adada yaşayıp tüm dünyadaki suları buza çevirecek bir buluşun mucidi olan bir bilim adamı. Hepsi birden, kendi yok oluşu için çalışan insanlığa ayna tutan birer tanık. Vonnegut, birçok yapıtındaki başat temalardan birinin, eğlenceli olduğu kadar dokunaklı bir kıyamet teorisinin izini sürüyor. Kitap bize, dünyanın sonu ile ilgili bir kitap yazmak isteyen ve bu amaçla veri toplayan bir yazarın dilinden anlatılıyor. Hiroşima’ya atom bombası atıldığı gün neler yaşadığını ve hissettiğini öğrenmek için atom bombasının babalarından olan Profesör Hoenikker ile bağlantı kurmaya çalışıyor. Ancak kendisi öldüğü için çocukları ile bağlantı kurabiliyor. Çocuklarının peşinden yolu, Bokononculuk diniyle tanıştığı San Lorenzo adasına düşüyor.  Profesör Hoenikker’in çocukları, uçakta ve adada tanıştığı birkaç kişi onun karass’ını oluşturuyorlar.  Yani, Bokononculukta, kozmik bir amaca hizmet etmek için bir araya gelen insan topluluğunu.. Bu arada, yazar, Profesör Hoenikker’in, küçük bir hamleyle dünyayı yok edebilecek güçte bir başka keşfi olan Buz Dokuz molekülünden haberdar oluyor. Bokonon ve McCane yıllar önce bu sefil ülkeyi ele geçirdiğinde, papazları adadan kovmuşlar. Sonra da Bokonon gayet alaycı ve eğlenceli yepyeni bir din yaratmış. Kedi Beşiği , Kurt Vonnegut okumaya başlamak için çok doğru bir tercih. Ben bilimkurgu olduğu için tercih etsem de yazara haddinden fazla ısınmama ve art arda bütün kitaplarını büyük bir hızla okuyup bitirmek için sabırsızlanmama neden oldu. Yazarın anlatım dili muhteşem. Harika bir kara mizah örneği ve ironilerle bezeli bir anlatım sunuyor.

ZAMANIN KISA TARİHİ / Stephen Hawking

Çağdaş fiziğin en zor konularından söz eden ancak sıradan birine bile anlatmayı başarabilen bir kitap…Nereden mi biliyorum? Çünkü benim gibi fiziğe kafası basmayan birini bile astro-fizik tutkunu yapmayı başardı da ordan…

İngiliz fizikçi ve yazar Stephen William Hawking zorlu yaşamına rağmen Nereden geldik? Evren neden bu biçimde? gibi sorulardan yola çıkarak araştırdığı çalışmalarını toplayarak Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabı yazmış.
Evrenin ya ezelden beri hiç değişmeyen bir durumda var olduğu ya da geçmişte sonlu bir zaman içerisinde hemen hemen bugün gözlemlediğimiz biçimiyle yaratılmış olduğu genel kabul görmüştür. Bunun nedeni, kısmen insanların ezeli ve ebedi doğrulara inanma eğiliminde olması, kısmen de kendiler yaşlanıp ölecek olsalar bile evrenin sonsuz ve değişmez kalacağı düşüncesinde buldukları rahatlama hissine bağlanmıştır.

Zamanın Kısa Tarihi kitabının Uzay ve Zaman bölümünde; Aristoteles ile Galileo ve Newton’ın fikirleri arasındaki farklılık, Aristoteles’in cisimlerin belli bir kuvvet veya itki tarafından hareket ettirilmedikçe eylemsizlik durumunda kalmayı tercih ettiklerine inanmasıydı. Bu bakışla dünyanın da hareketsiz olduğu düşüncesindeydi. Ancak Newton’ın yasalarından çıkan sonuç, özel bir eylemsizlik standardının var olmamasıydı. Mutlak eylemsizlik, mutlak zaman ve Aristo ile Newton arasındaki konulara bu bölümde yer verilmektedir. Aynı zamanda Nobel fizik ödülüne layık görülen ilk Amerikalı Albert Michelson’ın ve Edward Morley’in gerçekleştirdiği deneye de değinilir. Dünyanın hareket yönündeki ışık hızı ile dünyanın hareketine dik açılardaki ışık hızını karşılaştırırlar. Büyük bir şaşkınlıkla her ikisinin de aynı olduğu sonucuna ulaşırlar. Zamanın uzaydan tamamıyla ayrı ve bağımsız olmadığını, onunla birleşerek uzay zaman denilen bir fenomeni biçimlendirdiğini kabul eden Hawking çoğu açıklamasını şekillerle de anlatmış. Astro fizik meraklıları için gecikmeden okunması gereken bir kitap…

Kitap Önerileri-2

Merhaba,

Düzenli olarak güncellenen aktüel bölümlerimizden biri olan kitap önerileri dizimiz bu defa resimli olsun istedik, umarım beğenirsiniz. Sevgili okurlar, kitapseverlere tavsiye edeceğiniz kitapları Trakyadans’a gönderdiğiniz takdirde, kitap önerileri bölümünde yayınlanacaktır. Hepinize keyifli okumalar dileriz.

 

1.Vakıf-  Isaac Asimov

İlk kitabımız bilim kurgu üstadı ASİMOV’dan… Çok sevdiğim yazarlardan biri olduğu için ASİMOV’u ilk sıraya aldım. O kadarcık torpilimiz olsun hani…Vakıf  Serisinin en sürükleyici kitabı, diğerlerini de kesinlikle tavsiye ediyoruz elbette…

Baş karakter Hari Seldon, psikotarih bilimini  kullanarak Galaktik İmparatorluk’un çökeceğini ve galaksiye binlerce yıl sürecek bir barbarlığın hükmedeceğini öngörür. İnsanlık, bu karanlık çağlar boyunca tüm bilgi birikimini kaybedecek; bir karmaşa ve şiddet sarmalına tutulacaktır. Galaktik İmparatorluk’un çöküşünü engellemek için artık çok geçtir, İmparatorluk çökecektir! Hari Seldon bu gerçeğin farkındadır; ama öylece durarak uygarlığın felaketine de seyirci  kalamaz. Hari Seldon’ın bu çıkmazı aşmak için, psikotarihe ve zekâsına sığınmak dışında yapabileceği fazla bir şey yoktur. Binlerce yıla yayılacak dâhiyane bir plan geliştirir! Eğer planı başarıya ulaşırsa, insanlığın yaşayacağı karanlık çağlar önemli ölçüde kısalacak ve çökmüş olan uygarlık küllerinden bir kez daha doğacaktır. Hem de çok daha güçlenmiş bir şekilde! Seldon, galaksinin dış sarmal kollarından birinde yer alan ve doğal kaynaklarının yetersizliği yüzünden kimsenin önemsemediği Terminius adlı bir gezegende Vakıf’ını kurar. Vakıf, galaksinin çeşitli yerlerinden devşirilmiş ve her biri kendi alanında uzman bir grup bilim insanı için tam anlamıyla bir kale ve sığınak görevi üstlenir. Vakıf’ın görünürdeki amacı, insanlığın bilgi birikimini toparlayıp muhafaza etmek için bir Galaktik Ansiklopedi hazırlamaktır. Böylelikle, karanlık çağlar boyunca unutulacak tüm bilgiler, bu muazzam ansiklopedide saklanacak ve yeni kuşaklara aktarılacaktır. Dolayısıyla insanlık, bir gün karanlık çağlar bitince, her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalmayacaktır. Hari Seldon tüm ince ayarlamaları yapmış, ileride Vakıf’ın karşılaşabileceği tüm zorlukları önceden öngörmüş ve buna karşı önlemler almıştır. Ama içinde yaşadığımız evren, Seldon gibi bir dâhinin bile öngöremeyeceği sürprizlerle doludur…

  1. İNCE MEMED– YAŞAR KEMAL

Bir diğer kitabımız da Türk Edebiyatının Büyük Ustası Yaşar KEMAL’den…

İnce Memed, bizim edebiyatımızda yazılmış en kıymetli romanlar arasında oldukça önemli bir yerdedir.  Çukurova köylüsünün ağalık düzeni karşısındaki mücadelesini anlatan roman, haksızlığın ve adaletsizliğin karşısındaki emek gücünün dönüşümünü, isyanını ve bu inançla sürdürdüğü yaşam yolculuğunu anlatmakta, bugün bile halen daha o duyguyu yaşatmaktadır.

Dört cilt olarak yayımlanan eser, Yaşar Kemal’in inandığı bir doğrunun en güzel yerinde yaşamaya devam etmektedir. İnce Memed, sadece İnce Memed değil bir halkın kendisi olabilmekte, bunu da en iyi şekilde yerine getirebilmektedir. Abdi Ağa’nın zulmüyle köyünü  terk etmek zorunda kalan Memed, Ağa’nın yeğeniyle evlendirilmek üzere olan Hatçe’yi  kaçırır. Abdi Ağa’yı yaralayan, yeğenini de öldüren Memed eşkiya Deli Durdu’ya katılır, ancak kıyıcılığına  katlanmadığı Deli Durdu’dan iki arkadaşıyla birlikte ayrılır. Memed, sıradan bir köy çocuğuyken, zulmedenler için eşkiyaya, köylüler içinse bir kurtarıcıya dönüşür. Roman Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumsal bir yara olan Köylü, Ağa, Köylü ve yöneticilerin çatışması üzerine kurulmuştur…

  1. KENDİNE AİT BİR ODA – Virginia WOOLF

Elbette ki edebiyat dünyasında kadın yazarlara yol açan öncü, cesur feminist yazar Virginia’yı unutmadık…Virginia Woolf, edebi akım olarak modernizmin içinde görülen ve feminizm hareketinin ilk temsilcilerindendir. 1929 tarihli “Kendine Ait Bir Oda” feminist hareketin klasik bir kitabı olarak kabul edilir.

Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un belki de en kolay okunan kitabıdır. Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır: “Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” İşte Virginia Woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler  ne der diye düşünmeden yazın!..”

  1. ŞEKER PORTAKALI – Jose Mauro de Vasconcelos

Latin edebiyatını çok seviyoruz biz,  her yaşta çocuk kalanlar için her dönemde okunabilecek hatta siz okuduktan sonra mutlaka çocuğunuza da okutacağınız Şeker Portakalı’na dizimizde yer ver vermeden olur mu hiç?

 

Zeze adındaki küçük bir çocuğun yaşadıklarından  kurgulanan  roman  bir çocuğun çocukluğunu yitirişini anlatır. Zeze, bütün haylazlıklarına rağmen, hassas, zeki ve duygusal bir çocuktur. Evrensel bir sevgi yaşatır içinde. Etrafına, müthiş bir duyarlılıkla yaklaşır. Ne var ki karşı koyamadığı yaramazlık isteği, başına sürekli belalar açar. Yoksul bir aileye mensuptur ve bu yaramazlıkları, büyüklerin yoksullukla harmanlanmış öfkesinin bahanesi haline gelir kimi zaman. Babası, iş bulamayışının; ablası, ayrıldığı sevgililerinin; abisi, yoksulluğun hıncını alır bu küçük çocuktan. Ölesiye dayak yemekten kurtulamaz. Ancak, hepsiyle, o küçük ama devasa yüreğiyle başa çıkar. Şeker portakalı fidanından ayrılacak olmasını bile sineye çeker. Ancak, bir gün o kocaman yüreğinin dahi kaldıramayacağı bir olay gelir başına. Bana kalırsa, ölmeden önce okunacak kitaplar listesi diye bir liste yapılacaksa, Şeker Portakalı mutlaka o listede yer almalıdır. Çünkü, her yaşta, her dönemde okunup; her defasında farklı hislere kapılacağınız bir kitaptır.

  1. UÇURTMA AVCISIKhaled Hosseini

Son olarak Asya’dan bir roman var dizimizde…Tacik asıllı Kabil doğumlu bir ABD vatandaşı olan Hosseini’den Afgan coğrafyasının hüzünlü hikayesini yüzünüzde buruk bir gülümsemeyle okuyacaksınız.

Emir ve Hasan, Kabil’de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk… Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir’le Hasan’ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur. Çocukların birbirleriyle  kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali  sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California’ya giderler. Emir böylece geçmişinden  kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan’ın hatırasından  kopamaz. Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları…

Bu seferlik de bu kadar, haydi herkese keyifli okumalar…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap Önerileri

KİTAP ÖNERİLERİ

Kitap okumak sadece gözle yapılan bir eylem değildir. Kişinin kendini bilmesi, anlaması, keşfetmesi de bir okuma aktivitesidir. Çok fazla kitap okumuyorsanız, kitap okumaya ara vermişseniz veya neredeyse yok denilecek kadar az kitap okumuşsanız artık bunları bir kenara bırakıp “düzenli kitap okuma” kararı alabilirsiniz. İşte size bu kararı ivedilikle almanıza yardımcı olacak gerekçeler…

  • Kitapları, sizi yarı yolda bırakmayan, eleştirmeyen, bakış açınızı geliştiren bir dost olarak kabul ederseniz ne kadar faydalı olduğunu anlayıp bir an önce okumaya başlamak veya okuma oranınızı arttırmak isteyeceksiniz.
  • Okuduğunuz kitapların özetini çıkarmak, üzerine not almak, altını çizmek, üzerine eleştiriler yazmak, yorumlar yapmak gibi çeşitli yollar kitap okuma hevesinizi arttırabilir.
  • Kitaplar pahalı diyorsanız: 2. el kitaplara yönelebilirsiniz ve uygun fiyattan satan yerlerden alabilirsiniz. Kısa bir araştırma ile bütçenize uygun kitaplar bulabilirsiniz.
  • Kitap okuma alışkanlığını yeni geliştirmeye çalışıyorsanız hafif ve sevdiğiniz kitaplardan başlamanızı tavsiye ederiz.
  • Eğer bir şeyler yazmak istiyorsanız kitaplar, besleneceğiniz yegane kaynaklardır.

 

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Elbette benim de var, ama bu gerekçelerle canınızı sıkmak yerine bir an önce kitap önerilerime geçiyorum. Bu bölüm sık sık güncelleneceği için takibi sakın bırakmayın.

  1. Yüz Yıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez ( Büyülü gerçekçiliğin en önemli isimlerinden büyük usta García Márquez’in en iyi eseri olduğu konusunda herkesin hem fikir olduğu Yüz Yıllık Yalnızlık, Kolombiya’daki hayali bir kasaba olan Macondo’nun hikayesini ve bu kasabanın kurucuları olan Buendía ailesinin yükselişini ve düşüşünü anlatır. Merak uyandıran dünyevi tipler olarak tasvir edilen karakterler ailelerinin isimlerini ve mizacını alır ve bu tür tekrarlanan örnekler gözler önüne serilir. Kudretli José Arcadio Buendía, Macondo’nun korkusuz, karizmatik kurucusundan, deliliğin sınırında bir adama dönüşür. .)
  2. 1984, George Orwell (İngiliz yazar George Orwell’in 1949 yılında yayımlanan ve kısa sürede kült mertebesine erişmiş eseri 1984 Distopya türünde bir romandır. “Büyük Birader”, “Düşünce Polisi”, “101 Numaralı Oda”, “2+2=5” gibi çeşitli terminolojileri ve kavramları günümüz lugâtına dahil etmiştir. George Orwell kitapları arasında en çok bilinen eserdir. Roman, II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan totaliter rejimlere ağır bir eleştiri niteliğindedir ve romandaki alegoriler ve semboller bu totaliter devletleri işaret etmektedir. George Orwell 1984 kitap özeti kısaca belirtilmek gerekirse romanın dünyası üç ayrı rejimle yönetilmektedir: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya… Sovyetler Birliği’ni andıran Okyanusya, düşünmeden itaat eden  ve Büyük Birader adında birine bağlılıkları olan halkın yaşadığı devlettir. Toplumdaki tüm insanların hareketleri, düşünceleri ve davranışları izlenmektedir. Güncelliğini koruduğunu göreceksiniz.)

 

  1. Mülksüzler, Ursula K.Le Guin (ABD’li yazar Le Guin, bilim kurgu ve fantastik edebiyatının kraliçesi diyebileceğimiz, bu alanlardaki eserlerinin yanı sıra şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatı alanlarında da yazar ve çevirmen olarak katkıda bulunmuştur. 1974 yılında yayımlanan Mülksüzler bir bilimkurgu başyapıtı olarak kabul edilmiştir. Le Guin’in eserlerinde ağırlıklı olarak Jung’un, taoizimin, varoluşçuluğun ve yunan mitolojisinin etkileri görülmektedir. Yazar, başta Hugo ve Nebula olmak üzere pek çok ödülün sahibidir. Mülksüzlerde iki dünya vardır. Anarres Odo ve Urras. Anerres’de bulunan Shevek kendi dünyasını bırakıp Urras’a gitmek için yola çıkar. İkili sistem olan Urras’ta kapitalist bir sistem devam ederken Anarres Odo’da ise anarşist bir sistem uygulanmaktadır. Dünya adlarını bu dünyaların kurucusu olan Odo vermiştir. Kitapta Anarres’li olan Shevek’in Urras’a gitmesiyle olaylar başlar. İki dünyada birbirinden oldukça farklıdır. )

 

  1. Suç ve Ceza, Dostoyevski (Suç ve Ceza ilk kez 1866 yılında yayımlandı. O tarihten sonra da dünyanın gündeminden hiç düşmedi. Dostoyevski, “hiç aceleye gelmemesi” gerektiğini düşündüğü “yeni” bir karakter yakalamıştı. Rusya’yı, Rus halkını gözlemleyerek Raskolnikov’u onların içinden çekip almıştı. Öykü, tüm yönleriyle çürüdüğü açıkça görülen geleneksel iyilik algısının toplum tarafından nasıl “göz göre göre” korunduğunu anlatır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, insanlığa sorduğu can alıcı sorularla güncelliğini hiç yitirmeyen en büyük başyapıtlar arasında. Hala… )

 

  1. İlahi Komedya, Dante (Dünya şiirinin başyapıtı “İlahi Komedya”, Dante’nin Cehennem’e, Araf’a ve Cennet’e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. “İlahi Komedya”, 14233’e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante’nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante’ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf’ın tepesinde Vergilius yerini, Cennet’te Dante’ye rehberlik edecek olan Beatrice’ye bırakır. Dante, Beatrice’yi ilk kez gördüğünde kendisi dokuz, Beatrice sekiz yaşındadır. Dante, ömrü boyunca Beatrice’ye bağlı kaldığı gibi, düşünce dünyasının da esin kaynağı olur Beatrice.)

 

  1. “Rusyan’nın Çınlayan Sedirleri”, Vladimir MEGRE. HER TOHUM İÇİNDE EVRENSEL BİLGİYİ BARINDIRIR Sibiryalı bir işadamı olan Vladimir Megre, 1994 yılında Sibirya’nın tayga ormanlarına doğru ticari bir geziye çıktığında tanıştığı yaşlı bir adam ona “Çınlayan Sedir” ağaçlarıyla ilgili şaşırtıcı bilgiler verdi. Ama yaşlı adamın torunu olan Anastasya ile tanışmasının hayatının dönüm noktası olacağını nereden bilebilirdi ki. Sibiryalı Şaman Anastasya’dan öğrendikleriyle çok derin bir dönüşüm yaşayan Megre, tüm ticari planlarını bir yana bırakarak Anastasya’ya verdiği sözü tuttu, Anastasya’nın cömertçe paylaştığı iç görüleri paylaşmak üzere kitaplar yazmaya başladı; daha önce tek bir yazı ya da şiir yazmamasına rağmen. Bundan sonra olanları Vladimir Megre asla hayal edemezdi. Kitap milyonlarca insana büyük heyecan ve ilham verdi. Hiçbir reklamı yapılmayan Çınlayan Sedir kitapları serisi, kitabı daha bitirmeden bile eşlerine dostlarına alanlar ve kitabı okuyanların çevresindeki insanlara hararetle önermesiyle bir fenomene dönüştü. Hayatımızın HER boyutunda yaşadığımız ve düşündüğümüz konuları içerdiği için kitabı bir kategoriye koymak mümkün değil. Sağlıklı hamile kalmak ve doğumun öneminden çocuk yetiştirmeye, bireysel ve sosyal sorunların çözümünden bahçıvanlığa, düşüncenin nasıl yarattığından insan hayatının anlamına, megalitik (tarih öncesi çağlara ait) bilimden insanlığın gizlenmiş olan şok edici gerçek tarihine, cinsellikten dine yayılan konuları kapsayan bilgiler her birimizin içinde var olan sınırsız potansiyeli keşfetmemizi sağlıyor. Bu zihin açıcı ve insanı derinden sarsan kitaplar, elinizden bırakamadığınız sürükleyici bir roman gibi keyifle ve kolaylıkla okunuyor… bir belgesel yapıtın gerçekliğine sahip… ve derin iç görüleri içeriyor. Bu kitap daha önce okuduğunuz HİÇBİR kitaba benzemiyor. Okuduktan sonra aynı şeyi siz de başkalarına söyleyeceksiniz…

 

  1. “Aptalın Deneyimi”, Mirzakarim NORBEKOV. Bütün Dünyada 5 Milyon Satan Kitap “Kitabınızın sayesinde kendi gücüme daha fazla inanmaya başladım ve maddi refaha doğru büyük bir adım atabildim…“ -(Nina, 32 yaşında)- “Kitabınızı sadece okumak bile ruhunuza öyle bir güç veriyor ki bedenimizdeki yaraların sesi kesiliyor ve sadece yürüyorsunuz, çalışıyorsunuz, adeta kanatlanıyorsunuz. Kocaman bir teşekkür size!..“ -(Olga İvanovna, 64 yaşında)- “Size, ‘Ben‘ adlı o harikulade ve mucizevi dünyaya girebilme imkanını armağan eden bir insan olduğunuz için hitap ediyorum. Siz ve kitabınızın yardımıyla görme yetimi yeniden kazandım (4 diyoptri idi), bana soluk aldırmayan eklem ağrılarından ve -işte Mucize- 20 yıldır yakamı bırakmayan kekelemelikten de kurtuldum…“ -(Pavel, 25 yaşında)- “Kitabınız aracılığıyla verilen fevkalade iyimserliğiniz ve yaşam sevginiz sağlığım, karakterim, yani kendi üzerimde çalışırken gücüme güç kattı ve istediğim şeyi mutlaka elde edebileceğime dair bir inanç verdi. Sonuç ise ortada!.. Bir şey daha: Kitabın rehberliğinde göz sağlığım için çalışırken bir sürü hastalıktan da kurtulacağımı hiç ummamıştım…“ -(Oleg Petroviç, 54 yaşında)- “Aptalın Deneyimi kitabından çok yararlanıyorum. Yaptığım eklem jimnastiğinin ardından bedenim ve yüreğimde bir hafiflik hissi oluşuyor. Eklemlerim de daha esnek olmaya başladı, duruşum değişti. Bedensel ve ruhsal olarak değiştim. İçimde öyle bir his var ki sanki özüme -Tanrı beni nasıl yarattıysa işte ona- dönüyorum. Kendimi, dünyayı seviyorum. Norbekov‘un sistemi ile tanıştığım için Tanrıya teşekkürler.“ -(Ludmila Vitalyevna, 49 yaşında)-

 

  1. “Ixtlan Yolculuğu”, Carlos CASTANEDA. Çok satan yazar Carlos Castaneda, Yaqui Kızılderilisi bir spiritüel hoca olan Don Juan Matus’a ilk başta psikotropik bitkiler hakkındaki bilgisi yüzünden yaklaşır ama sonra kendisini büyücünün sihirli dünyasında gezinirken bulur. Saha notlarını inceler ve Don Juan’ın en başından beri en anlatmaya çalıştığı şeyi keşfeder: Psikotropik bitkiler, kişinin tek başına kucaklayamayacağı alternatif gerçekliği anlamamıza yarayan araçlardan ibarettir. Castaneda’nın ilk iki klasiği olan Don Juan’ın Öğretileri ve Farklı Bir Gerçeklik adlı eserlerine dahil edilmemiş olan bu açık ve yeni fikirler, Ixtlan Yolculuğu’nda okuyucuya ilk kez sunulmaktadır. Castaneda, bu kitapta, Don Juan’ın dünyayı durdurma ve gerçekliği kendi şartlarımıza göre algılama konusundaki öğretilerini hem kendisi tecrübe ediyor, hem de bizimle paylaşıyor.
    “Don Juan’ın gerçekliği, cazibesini hiç kaybetmiyor.” –Chicago Tribune
    Carlos Castaneda, Don Juan’ın Öğretileri ve Farklı Bir Gerçeklik dahil olmak üzere, on iki kitabın dünyaca tanınmış en çok satan yazarıdır ve tüm kitaplarını kadim Meksika spritüalizmi üzerine aldığı eğitime dayanarak yazmıştır.

 

  1. “Sevgi Düzenleri”, Bert Hellinger. 1925 yılında doğan Bert Hellinger önce felsefe, teoloji ve pedagoji eğitimi aldı. On altı yıl boyunca Katolik bir misyon üyesi olarak Güney Afrika’da Zuluların arasında yaşadı. Zuluların arasında misyoner ve kendi ifadesiyle ruhsal yol gösterici olarak sürdürdüğü çalışmalar Hellinger’i derinden etkiledi. Bu dönemin yararını yaşam boyu gördüğü ürünleri yoğun bir çalışma ve disiplin oldu. 70’li yılların başında misyonuna veda ederek psikoterapiye yönelmek üzere Avrupa’ya dönüşü Hellinger için bir kopuş değil, tersine, doğal akışını izleyen gelişiminin sonucuydu. Zulular ile geçirdiği uzun yıllar Hellinger’e insan ilişkilerine farklı bir açıdan yaklaşmanın yolunu açan değerli bir deneyim oldu. Zuluların insana, onun onuruna verdikleri önem, ana-baba-çocuk ilişkilerinde sergiledikleri doğal otorite, saygı ve sevgi, Batı toplumlarında yokluğu giderek daha fazla hissedilen değerlerin yaşayan örneklerini oluşturdu. Bu kitabın, kendilerine bugüne dek çözümsüz görünmüş sorunlarından bir çıkış yolu bulmada pek çok aileye yardımcı olacağına eminim. Bunun ardından sevgi, ailenin bütün bireylerini yeniden birbirine bağlayabilecek. Çoğu ailenin gündelik yaşamı, birbirimizi sevmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Sevginin gün yüzüne çıkıp gelişebilmesi için bir düzene gerek var. Bu düzense yaşamlarımızda önceden verili halde mevcut. Tarafların iyi niyetine karşın sıklıkla sevginin karşısına dikilen engelleri ancak sevgi düzenlerini öğrendikten sonra aşabiliriz. Elinizdeki kitap, pek çok örnekle bu düzene götüren yolları gösteriyor.”
    – Bert Hellinger-
    Sevgi Düzenleri, psikoterapinin dışında olsun, terapistler olsun herkese İnsan Ruhuna dair çok farklı, derin olduğu kadar yalın bir ışık sunuyor.

 

  1. Nasreddin Hoca”, Pertev Naili Boratav Nasreddin Hoca Islık Çalarak Dolaşıyor Aramızda İnsan fark eder ve güler. Bizde halk zekâsının inceliklerini kendinde toplayan, bu zekâyı ve dikkati nükteler üzerinden yine halka yayan; güldürürken gülenin kendini gözden geçirmesini, düşünmesini sağlayan ilk önemli isim Nasreddin Hoca’dır.

Hoca’nın yanı başında halk vardır; dili, halkın konuşma dilidir. Böyle olduğu için Anadolu halkının tüm yaşamı, tıpkı bir ayna gibi fıkralardan seyredilebilir. Uzun zamandır gerek akademik çevrelerde gerekse okurlar katında herkes kendi değerleri ölçüsünde Nasreddin Hoca’dan payına düşeni kopartıp aldı. İlginçtir Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya; Amerika’dan İskandinav ülkelerine, Kuzey Afrika’ya kadar pek çok yerde Nasreddin Hoca’ya dair kitaplar yayımlanmasına rağmen, ülkemizde Hoca’ya hak ettiği ölçüde ve ”sansürsüz” eğilenlerin sayısı oldukça azdır.

Pertev Naili Boratav’ın Nasreddin Hoca adlı çalışması aşılamayan temel başvuru kitabı olma özelliğini bugün de koruyor. Kitap, gözden geçirilmiş son haliyle Islık Yayınları tarafından okura ulaştırılıyor. İnsan gülerken en çok fıkralarda kendine dışarıdan bakma şansını bulur. Bu aynı zamanda bir kültürün, medeniyetin içinden akarak o kültürü, medeniyeti oluşturmuş insan topluluklarının özelliklerini de ortaya koyar. Bir edebî tür olarak bizde “fıkra” denince akla ilk, tarihsel, kültürel bir figür olarak Nasreddin Hoca’nın gelmesi boşuna değildir. Yüzyılları aşan, geniş zamanlara dokunan ve yaşadığı dönemin özelliklerini örtüye büründürmeden halkın aynasından yansıtır Nasreddin Hoca. Anadolu insanının hayata, cinselliğe, sokağa, mülke bakışını “açık saçık” bir biçimde, parıldayan bir zekâ üzerinden ortaya koyan Hoca’ya dair bu en kapsamlı, titiz çalışma Islık Yayınları tarafından okura ulaştırılıyor.

Kitabı okuyanlar Nasreddin Hoca’nın bütün endamıyla bugün de ıslık çalarak halkın arasında dolaştığını, halkın diline, kültürüne ışık tuttuğunu bütün canlılığıyla yeniden fark edecektir.

”Nasreddin Hoca’yı böyle bilmezdik”. Bu cümle, ufkumuzda, “biz Hoca’yı böyle istemiyoruz”un bir çevirisi olarak belirdi aslında. Karagöz metinlerinde olduğu gibi ayıklanmış, aklanıp paklanmış, bu yoldan yükü atılmış bir “corpus”te uzlaşılmasıydı amaç; aşırılık fazlalıktı, halk kaynaklı bir bilgeliğin halkı korumak, ola ki kendinde korumak için törpülenmesiydi hedeflenen. Boratav’ın ulaştığı elyazmalarına şüpheyle bakanlar gördüm, duydum.

Tersine, kök kültürün açığa çıkarılmış bu boyutundan gönenç duymak gerekmez miydi? Yakası açılmadık Carmina Burana şarkılarının, Villon’un ağzıbozuk şiirlerinin, Gargantua’da patlayan şen bilim dilinin bir karşılığının bu topraklarda da duyulmuş, yayılmış olduğunu öğrenmekten bir gurur payı çıkaramaz mıydık? Olduysa bile, akıl erdirilmesi güç bir suskunluk eşliğinde olmuş olmalı.

Nasreddin Hoca: Zaman zaman ne kadar çağdışı kaldığımızı gösteren çağdaşımız değil midir?

Boratav’ın Nasreddin Hoca’sı, kültür birikimimizin bir avuç temel, kaynak metni içindeki yerinden bakıyor: Biz onu görebilecek miyiz, gözgöze duracak yürekliliği gösterebilecek miyiz – bu karşılaşmadan kazanımlı çıkıp çıkmamak hâlâ elimizde.

  1. “Ömer Hayyam Rubailer”. Hayyam devrinin matematik ve astronomi bilginidir. Fakat ona sevgim, astronomi bilgisinden kaynaklanmıyor. Hayyam çok güzel Farsça rubailer söylemiş. Ona sevgim şiirinden de kaynaklanmıyor. Hayyam, bilgin şair iyi kalpli hem kendi dinini hem bütün insanlığı seven, fakat bütün samimi iyi insanlar gibi “sahtekar ve sözde” iyi insanları görünce hadlerini bildiren bir bilge. Benim Hayyam”a sevgim, bu özelliklerinin bütününden kaynaklanıyor.

 

 

Keyifli okumalar……