Yaza Girerken Beslenme Önerileri

Yaşasın yaz geldi! Peki siz yaza hazır mısınız? Günümüzde en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında hızlı kilo vermek için yapılan bilinçsiz diyetler sonrasında yaşanan sağlık problemleri gelmektedir. Doğru beslenme şekli kişiye özeldir ve bireyin yaşı, vücut yapısı, boyu, cinsiyeti ile doğrudan ilgilidir. İşte bizim hata payı en düşük, en kolay formülümüz! Az ye sık ye! Az miktarlarda, sık aralıklarla alınan öğünler ile “3 ana 3 ara” öğün kuralına uymak gerekir. Kan şekerinin dengelenmesi için 3 saatten fazla aç kalmamaya özen gösterilmelidir. Bu sayede gün içinde tetiklenen tatlı krizlerini bastırmak ve tek bir öğünde çok fazla yemek yeme isteğinden kurtulmak kolaylaşacaktır.

Hızlı kilo verdireceği iddia edilen ‘yalnızca protein’ veya ‘yalnızca sebze’ gibi zayıflama formüllerine itibar edilmemesi gerekir. Zayıflamak için sürekli aynı tip besinleri tüketmek çok sağlıksız sonuçlar doğurabilir. Her besin grubundan eşit olarak alınması gerektiği unutulmamalıdır. Yani besin gruplarına karşı adil davranmak gerekir. “4 yapraklı yonca” modeli; doğru besin gruplarından, uygun miktarlarda tüketmek ve kilo verirken sağlıklı kalmak için takip edilmesi gereken bir kuraldır. Her yaprak 1 besin grubunu oluşturmaktadır.

Bu gruplar;

Süt ve ürünleri grubu (süt, yoğurt, ayran, cacık),

Et-kuru baklagiller-yumurta-peynir,

Ekmek-tahıl grubu (ekmek, makarna, pilav, çorba…),

Meyve ve sebze grubudur.

Ayrıca bazı besinler içerdikleri maddeler nedeniyle metabolizmayı hızlandırmakta, tokluk hissi sağlamakta ve yağ yakımını kolay hale getirmektedir. Kişiye uygun, yeterli ve dengeli bir diyet programı içerisinde tüketildiğinde yağ yakımını hızlandıran 5 besini şöyle sıralayabiliriz;

Zerdeçal ve baharatlar

Renkli sebze ve meyveler

Sarımsak ve soğan

Süt ve süt ürünleri

Yeşil çay

Ancak beslenme ile eşgüdümlü olması gereken bir diğer etken de egzersizdir. Hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa beslenme önerileri de bir yerden sonra işe yaramayacaktır. Beslenme konusundaki hassasiyeti günlük yaşamınızı hareketlendirmek konusunda da göstermelisiniz. Herkese göre bir egzersiz biçimi bulunabilir. Bizce egzersizin en eğlenceli hali dans ile ilgili düşünmeye başlamalısınız. Fikir almak isterseniz biz burdayız!

Ve son olarak bir ipucu daha;

“Kahvaltıyı padişah, öğlen yemeğini vezir, akşam yemeğini de dilenci gibi yiyin!”

Yakın Yerler – 1

Kalabalık şehirler, yoğun çalışma koşulları, trafik, hiç bitmeyen görev ve sorumluluklar nefes almanızı zorlaştırıyor mu? Merak etmeyin, çünkü biz varız. Trakyadans olarak sizlere sunacağımız kaçış rotaları sayesinde, yenilenmiş ve tazelenmiş olarak tekrar devam edebilme gücü bulacağınıza söz veriyoruz. Elbette bu bölüm de kısa aralıklarla güncellenecek, bu yüzden takipte kalmanızı şiddetle tavsiye ediyoruz. Öncelikle yaza merhaba demeye çalıştığımız bugünlerde sizlere 3 harika rota önerimiz olacak. O halde başlayalım. İlk rotamız; Kırklareli/ DEMİRKÖY…

DEMİRKÖY;

Zümrüt yeşili ormanları, akarsuları, Istrancalar’a hakim eşsiz manzarası, Trakya’da yaz turizminin önemli uğrak noktalarından İğneada’ya yakınlığı, zengin tarih-kültür ve insan dokusuyla hazineler barındıran Demirköy; yörede çeşitli kanallardan yürütülen projelerle ivme kazanan eko-turizm faaliyetleri sayesinde son yıllarda daha bir çekim merkezi haline geldi. Bu dönüşümde doğal ve yerel lezzetlerin peşinden yollara düşenlerin önemli bir payı olduğu apaçık. Hal böyle olunca, Balkan mutfağının karakteristik lezzetlerini hazırlamakta maharetli Demirköylü hanımlar sahneye çıkmış ve yıllarca kabuğuna çekilmiş ilçelerinin tanıtımında önemli roller almaya başlamışlar. Demirköy’ü gezerken temiz hava ve bol oksijen sizi acıktırırsa mutlaka bu lezzetleri denemek için uğrayabileceğiniz duraklar; Beyhan’ın Trulya Mutfağı, Bonanza’nın Yeri, Samakof Kır Lokantası, Efkan Taş Mekan. Demirköy’de mutalaka Dupnisa Mağarasını görmelisiniz, Demirköy ilçesinin Sarpdere köyüne 5 km uzaklıktaki Dupnisa Türkiye’nin ikinci büyük mağarasıdır. İğneada kıyısında çayınızı içtikten sonra koruma altındaki göllerini, Hamam-Saka-Erikli-Sülüklü-Ramana-Mert-Pedina göllerini görmelisiniz. Özellikle: Petine ve Hamam gölleri: göçmen kuşlara ev sahipliği yapmasıyla önem kazanıyor. Yani, kuş gözlem meraklıları için ideal yerler.  Dünya üzerinde pek örneği bulunmayan, longoz ormanları ise Avrupa’nın en büyük su basar ormanı. Yani, ormanın zemini su ile kaplı. Bu 2500 m2 lik longoz ormanlık alanında: 550 bitki, 45 tür canlı, 25 tür sürüngen, 55 tür memeli, 30 tür tatlı su balığı, 25 tür deniz balığı ve 220 tür kuş barınıyor. Buralarda, orman içinde muhteşem güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Daha ne olsun, işte size dolu dolu bir hafta sonu…Bu arada Demirköy’e gitmişken el emeği yöresel ürünlerden almayı da unutmayın.

Bir sonraki hafta sonu rotamız; Tekirdağ / Şarköy/ UÇMAKDERE

UÇMAKDERE;

Tekirdağ’ın önemli turistik ilçelerinden Şarköy’e bağlı olan Uçmakdere köyü, eski bir yerleşim bölgesi. İki vadi arasında kalması nedeniyle geçmişte, “Vodin” olan adı, Ganos Dağları’na sırtını vermesiyle mübadeleden gelen göçle birlikte “Uçmakdere” olarak bugünlere kadar gelmiş. Motosiklet, bisiklet tutkunları ve mutlaka rotaları içinde Uçmakdere’yi bulundururlar. Virajlı yolları, aşağıya baktığınızda denize olan mesafeden dolayı ürküten bir yapısı olsa da karşıda Marmara Adası, Avşa Adası manzaraları, yeşillikler, üzerinizden uçan yamaç paraşütçüleri “iyi ki bu yolları, bu yöreyi tercih etmişim” dedirtecek bir çok güzelliği görmeniz mümkün. Bir köy evinin kapısını tıklarsanız, kim bilir evde yapma şarap ikramından da tadabilirsiniz. Köy kahvesinde çay yerine dağlarından toplanmış ıhlamur ve ada çayını tercih edin. Hâlâ vaktimiz var diyorsanız, Güzelköy (Melen) uğrak yeriniz olsun. Fener Rum Patriği Barthholomeos’un zaman zaman ziyaret ettiği, yeniden restore edilmesi düşünülen1865 yılı yapımı St.İoannis Theologos Manastırını, Hoşköy Feneri’ni, Mürefte’deki Şarap Müzelerini de görebilirsiniz. Hem çok yakın hem çok güzel, hadi hemen yola çıkın…

Bu yazının son rotası: Edirne/Keşan/ GÖKÇETEPE

GÖKÇETEPE;

Gökçetepe sahili, çam ağaçlarının denize uzandığı, deniz ve orman kokusunun birbirine geçtiği cennetten bir köşe, henüz çok fazla bilinmiyor. Bilen biliyor elbette ama neyse ki henüz bir Erikli değil. Gökçetepe Tabiat Parkı’nda ziyaretçilerin keyifli vakit geçirebileceği pek çok aktivite bulunuyor. Bunlardan en önemlisi, Saros Körfezi’nin cazibelerinden olan dalış noktaları. Dalgıçlar ve dalış kulüplerinin dalış için en çok tercih ettiği yerlerden biri, Gökçetepe. Dalış sporunun yanı sıra bölgede yapılabilecek farklı spor aktiviteleri de bulunuyor. Yamaç paraşütü, trekking, offroad, paintball, izci grupları gibi doğa sporları ve diğer aktiviteler…Gökçetepe Tabiat Parkı’nda yer alan organik gıda pazarında civar köylerden köylüler tarafından getirilen süt, peynir, sebze ve et gibi ürünler satılıyor. Gökçetepe Tabiat Parkı’nda konaklamak istiyorsanız tek alternatifiniz çadır. Ancak 13 Haziran’a kadar Parkın işletmesini alan Kartur firması hazırlıklarını tamamlıyor. Yani kamp planlarınızı bu tarihe göre ayarlasanız iyi olur. İşin güzel tarafı alan çok büyük olduğu için farklı farklı yerlerde çadır alanları mevcut. Buralarda ortak elektrik, tuvalet ve bulaşıkhane gibi hizmetler de var. Bir de bu alanlar haricinde gizli koyların dibinde insanların kimse tarafından rahatsız edilmeden konaklayabileceği alanlar var. İsterseniz  bu alternatif alanları da tercih edebilir, köylerden ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Hatta isterseniz, çok yoğun olmayan sezonda, 3-5 gün boyunca tek bir insana rastlamadan bile yaşayabilirsiniz. Tercih size kalmış. Gökçetepe Köyü’nün en önemli özelliklerinden biri karşısındaki Koru Dağı’nın tüm oksijenini alması. Bol oksijen, orman ve deniz havası iç içe. Denize girmenin haricinde orman içinde güzel yürüyüş rotaları var. Yürüyüş ve koşuyu sevenler için ortam çok müsait. Haftasonları, özellikle de pazar günü doğal olarak daha kalabalık.  Kumsalda şemsiye var ama şezlong yok. Ona göre tedbirli gelin.

Tabiat Parkı Kamp alanında konaklasanız bile girişte araba başı 20 lira ödüyorsunuz, haberiniz olsun. En güzeli Gökçetepe’de  gün batımından sonra ateş yakın, şarkılar söyleyin, dans edin, bol bol doğanın keyfini çıkarın.

Giderken beni de almayı unutmayın…

Sinema ve Dans

Birbiriyle komplike ilişkisi göz ardı edilemeyecek 2 sanat, biri kadim, diğeri uygarlık tarihinin en genç sanat dalı… Trakyadans olarak biz en sevdiğimiz iki sanatın ilişkisine bir baktık ve sizlere mutlaka izlemeniz gereken filmler seçtik. Keyifli okumalar…

İnsanların doğada bulunan varlıkların hareketlerini taklit etmesiyle başladığı kabul edilen dans, giderek âyinlerde tanrılara yakarma ve dua aracı olarak kullanıldı. Zaman içinde sosyo-kültürel bir olgu olarak bir görev veya ödev oldu. Dansın bir görev veya ödev olduğu toplumlarda ise herkes dans ettiği için, dansçılık diye bir meslek de yoktu. Bu toplumlar için dans sıradandı. Zaman içinde kültürle şekillenen dans, seyirci için yapılmaya başlandı. Bunun sonucu olarak da bir sanat dalı olarak gelişti ve sahne sanatları arasında yer aldı.

Sinema ise bu kadim sanatın yanında çok genç…

Louis ve Auguste Lumiere kardeşlerin “Sinematographe” adını verdikleri aygıtlarıyla 28 Aralık 1895’te Paris’te Grand Cafe’de yaptıkları gösterimle doğdu.

Sinemanın doğduğu yıllara(1895- Lumiere Kardeşler) bakıldığında yapılan ilk çekimlerde sokaktaki trafik, kuşların uçuşu, hayvanların hareketi, sirk oyuncularıyla birlikte en fazla kaydedilen görüntülerden biri de dans görüntüleridir. Bir ritme göre hareket eden beden ve bir ritme göre hareket eden görüntülerin işbirliği işte böyle başladı. O halde sinema dilini görüntülerin koreografik dansı olarak tanımlamamızda bir engel olmasa gerek.

1897’de film çekmeye başlayan Thomas Edison dans filmleri çeken ilk yönetmenlerden biridir. Edison’un çektiği bazı filmler: Anabella in Her Sepantine Dance, Bevery Waltz, Coquette Dance, Dance of Rejoicing.

En eski bale filmi Danimarkalı saray fotoğrafçısı Peter Elfelt tarafından 1902-1906 yılları arasında çekildi. Filmde Royal Danish Ballet üyesi dansçılar rol aldılar.

Yüzyılın başında vodvillerde canlı performansların yanında filmlerde gösterilmeye başlandı. 15 dakikalık bu filmlerde genellikle belly dansçılarıcakewalks dansı yapan siyahlar, skirt dancers, ağzında bir sandelyeyle dans eden kadın görüntüsü gibi görüntüler yer almaktaydı.

İlk dönem filmleri küçük tiyatrolarda, çadır şovlarında, nickelodeonlar da gösteriliyordu. Bu filmlerden sanatsal bir beklenti yoktu ve sadece popüler tüketim için üretiliyorlardı. Fransız yapımcı Georges Melies bu anlamda bir istisna olarak karşımıza çıkıyor. Müzik salonlarının güzelliğini ve baleyi kamera hileleri ve mizahın yardımıyla sürreal bir şekilde vermiştir. Melies’in en ünlü filmi Paris revülerinden esinlenerek yaptığı ,A Trip to the Moon (1902) filmidir.( Bkz. http://www.bgst.org/dans-tarihi/sinemada-dans) Burada sinema tarihinin ilk öykülü film yapımcısı Melies Ustaya da yıldızlara doğru saygılarımızı göndermiş olalım.

Sonuç olarak geçmiş zamanlarda başlayan dans ve sinema aşkı günümüze dek sürüyor. Sizce de bu aşk ölümsüz değil mi? İşte sizin için seçtiğimiz mutlaka izlemeniz gereken filmler. Filmlere bir göz atın ve kararınızı verin.Bu arada bizim unuttuklarımızı da lütfen bize yazıverin…

https://tr-tr.facebook.com/TRakyaDans/

  1. CARLOS SAURA- TANGO- 1999
  2. PEDRO ALMODOVAR- TALK TO HER- 2002
  3. LARS VON TRIER- DANCER IN THE DARK- 2000
  4. BRUCE BERESFORD- MAO’S LAST DANCER – 2009
  5. TONY GATLİF- LATCHO DROM- 1993
  6. RANDAL KLEISER- GREASE- 1981
  7. DARREN ARONOFSKY- BLACK SWAN- 2011
  8. BAZ LUHRMANN- MOULIN ROUGE- 2001
  9. STEPHEN DALDRY- BILLY ELLIOT- 2001
  10. ALAN PARKER- FAME- 1980

Dansın Faydaları

Yakın zamanda, bilim insanları müziğin ve dansın iyileştirici faydalarını ve görsel sanatın bilinç düzeyini nasıl arttırabileceğini araştırıyorlardı. Müzik ve dans araştırmaları, dünyanın her yerinde görülen bir insani fenomen hakkında bize yol gösterdi. Bilim insanları, muhtemelen evrimsel bir kaza olarak başlayan bu aktivitenin önemli bir kültürel güç haline geldiğini, fiziksel güveni ve psikolojik refahı arttırdığını, duyusal zekayı geliştirdiğini, grup dayanışmasını teşvik ederek ve aidiyet duygusunu pekiştirdiğini ve  eş bulmakta bize yol gösterdiğini  buldular. Hejmadi diyor ki:

“Dans o kadar yaygın bir evrensel fenomen ki! Tüm dünyada insanlar dans etmeyi seviyor, o zaman bunun arkasında yatan bir mantık olmalı.”  Dans, biyolojik olarak ağrıyı azaltan endorfin hormonunun salgılanmasını sağlıyor. Aynı zamanda beynimizin “bağlanma” hormonunu yani “mutluluk” veya “sevgi” nörohormonu olarak da bilinen oksitosini salgılamasını sağlıyor. Dahası da var;

Kalbin ve akciğerin daha iyi durumda olmasını sağlıyor.
Aerobik formunuzu arttırıyor.
Kasların dayanıklılığını arttırıyor.
Kemikleri güçlendirerek ve osteoporoz riskini azaltıyor.
Daha iyi koordinasyon, çeviklik ve esneklik sağlıyor.
Denge ve mekansal farkındalığı geliştiriyor.
Fiziksel güveni arttırıyor
Zihinsel işlevsellikte ilerleme sağlıyor.
Psikolojik refahı arttırıyor
Kendine güven ve benlik saygısını arttırıyor.
Daha iyi sosyal beceriler sağlıyor.
Farklı dans rutinlerini öğrenmek de hafızayı geliştiriyor.

Dans, aynı anda birçok beyin fonksiyonunu birleştirerek ve kinestetik, akılcı, müzikal ve duygusal zekayı bir arada kullanmamızı sağlıyor.

Öyleyse dansın bu kadar faydası varken yerinizde oturmayın, harekete geçin ve sizin için en uygun dans türünü seçin!  Karar vermekte zorlanıyor musunuz, bizi arayın…

Kitap Önerileri

KİTAP ÖNERİLERİ

Kitap okumak sadece gözle yapılan bir eylem değildir. Kişinin kendini bilmesi, anlaması, keşfetmesi de bir okuma aktivitesidir. Çok fazla kitap okumuyorsanız, kitap okumaya ara vermişseniz veya neredeyse yok denilecek kadar az kitap okumuşsanız artık bunları bir kenara bırakıp “düzenli kitap okuma” kararı alabilirsiniz. İşte size bu kararı ivedilikle almanıza yardımcı olacak gerekçeler…

  • Kitapları, sizi yarı yolda bırakmayan, eleştirmeyen, bakış açınızı geliştiren bir dost olarak kabul ederseniz ne kadar faydalı olduğunu anlayıp bir an önce okumaya başlamak veya okuma oranınızı arttırmak isteyeceksiniz.
  • Okuduğunuz kitapların özetini çıkarmak, üzerine not almak, altını çizmek, üzerine eleştiriler yazmak, yorumlar yapmak gibi çeşitli yollar kitap okuma hevesinizi arttırabilir.
  • Kitaplar pahalı diyorsanız: 2. el kitaplara yönelebilirsiniz ve uygun fiyattan satan yerlerden alabilirsiniz. Kısa bir araştırma ile bütçenize uygun kitaplar bulabilirsiniz.
  • Kitap okuma alışkanlığını yeni geliştirmeye çalışıyorsanız hafif ve sevdiğiniz kitaplardan başlamanızı tavsiye ederiz.
  • Eğer bir şeyler yazmak istiyorsanız kitaplar, besleneceğiniz yegane kaynaklardır.

 

Her okurun bir yazarı çok sevmek için son derece haklı ve bir o kadar özgün gerekçeleri vardır şüphesiz. Elbette benim de var, ama bu gerekçelerle canınızı sıkmak yerine bir an önce kitap önerilerime geçiyorum. Bu bölüm sık sık güncelleneceği için takibi sakın bırakmayın.

  1. Yüz Yıllık Yalnızlık, Gabriel Garcia Marquez ( Büyülü gerçekçiliğin en önemli isimlerinden büyük usta García Márquez’in en iyi eseri olduğu konusunda herkesin hem fikir olduğu Yüz Yıllık Yalnızlık, Kolombiya’daki hayali bir kasaba olan Macondo’nun hikayesini ve bu kasabanın kurucuları olan Buendía ailesinin yükselişini ve düşüşünü anlatır. Merak uyandıran dünyevi tipler olarak tasvir edilen karakterler ailelerinin isimlerini ve mizacını alır ve bu tür tekrarlanan örnekler gözler önüne serilir. Kudretli José Arcadio Buendía, Macondo’nun korkusuz, karizmatik kurucusundan, deliliğin sınırında bir adama dönüşür. .)
  2. 1984, George Orwell (İngiliz yazar George Orwell’in 1949 yılında yayımlanan ve kısa sürede kült mertebesine erişmiş eseri 1984 Distopya türünde bir romandır. “Büyük Birader”, “Düşünce Polisi”, “101 Numaralı Oda”, “2+2=5” gibi çeşitli terminolojileri ve kavramları günümüz lugâtına dahil etmiştir. George Orwell kitapları arasında en çok bilinen eserdir. Roman, II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan totaliter rejimlere ağır bir eleştiri niteliğindedir ve romandaki alegoriler ve semboller bu totaliter devletleri işaret etmektedir. George Orwell 1984 kitap özeti kısaca belirtilmek gerekirse romanın dünyası üç ayrı rejimle yönetilmektedir: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya… Sovyetler Birliği’ni andıran Okyanusya, düşünmeden itaat eden  ve Büyük Birader adında birine bağlılıkları olan halkın yaşadığı devlettir. Toplumdaki tüm insanların hareketleri, düşünceleri ve davranışları izlenmektedir. Güncelliğini koruduğunu göreceksiniz.)

 

  1. Mülksüzler, Ursula K.Le Guin (ABD’li yazar Le Guin, bilim kurgu ve fantastik edebiyatının kraliçesi diyebileceğimiz, bu alanlardaki eserlerinin yanı sıra şiir, tiyatro, çocuk ve genç edebiyatı alanlarında da yazar ve çevirmen olarak katkıda bulunmuştur. 1974 yılında yayımlanan Mülksüzler bir bilimkurgu başyapıtı olarak kabul edilmiştir. Le Guin’in eserlerinde ağırlıklı olarak Jung’un, taoizimin, varoluşçuluğun ve yunan mitolojisinin etkileri görülmektedir. Yazar, başta Hugo ve Nebula olmak üzere pek çok ödülün sahibidir. Mülksüzlerde iki dünya vardır. Anarres Odo ve Urras. Anerres’de bulunan Shevek kendi dünyasını bırakıp Urras’a gitmek için yola çıkar. İkili sistem olan Urras’ta kapitalist bir sistem devam ederken Anarres Odo’da ise anarşist bir sistem uygulanmaktadır. Dünya adlarını bu dünyaların kurucusu olan Odo vermiştir. Kitapta Anarres’li olan Shevek’in Urras’a gitmesiyle olaylar başlar. İki dünyada birbirinden oldukça farklıdır. )

 

  1. Suç ve Ceza, Dostoyevski (Suç ve Ceza ilk kez 1866 yılında yayımlandı. O tarihten sonra da dünyanın gündeminden hiç düşmedi. Dostoyevski, “hiç aceleye gelmemesi” gerektiğini düşündüğü “yeni” bir karakter yakalamıştı. Rusya’yı, Rus halkını gözlemleyerek Raskolnikov’u onların içinden çekip almıştı. Öykü, tüm yönleriyle çürüdüğü açıkça görülen geleneksel iyilik algısının toplum tarafından nasıl “göz göre göre” korunduğunu anlatır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, insanlığa sorduğu can alıcı sorularla güncelliğini hiç yitirmeyen en büyük başyapıtlar arasında. Hala… )

 

  1. İlahi Komedya, Dante (Dünya şiirinin başyapıtı “İlahi Komedya”, Dante’nin Cehennem’e, Araf’a ve Cennet’e yaptığı düşsel bir geziyi destanlaştırır. “İlahi Komedya”, 14233’e ulaşan toplam dize sayısı ile, şiir tarihinin en uzun soluklu şiiridir. Dante’nin 1300 yılının 7 Nisan Perşembe gecesi başlayan gezisi bir hafta sürer, Dante’ye Cehennem ve Araf yolculuğu boyunca Latin şair Vergilius rehberlik eder. Araf’ın tepesinde Vergilius yerini, Cennet’te Dante’ye rehberlik edecek olan Beatrice’ye bırakır. Dante, Beatrice’yi ilk kez gördüğünde kendisi dokuz, Beatrice sekiz yaşındadır. Dante, ömrü boyunca Beatrice’ye bağlı kaldığı gibi, düşünce dünyasının da esin kaynağı olur Beatrice.)

 

  1. “Rusyan’nın Çınlayan Sedirleri”, Vladimir MEGRE. HER TOHUM İÇİNDE EVRENSEL BİLGİYİ BARINDIRIR Sibiryalı bir işadamı olan Vladimir Megre, 1994 yılında Sibirya’nın tayga ormanlarına doğru ticari bir geziye çıktığında tanıştığı yaşlı bir adam ona “Çınlayan Sedir” ağaçlarıyla ilgili şaşırtıcı bilgiler verdi. Ama yaşlı adamın torunu olan Anastasya ile tanışmasının hayatının dönüm noktası olacağını nereden bilebilirdi ki. Sibiryalı Şaman Anastasya’dan öğrendikleriyle çok derin bir dönüşüm yaşayan Megre, tüm ticari planlarını bir yana bırakarak Anastasya’ya verdiği sözü tuttu, Anastasya’nın cömertçe paylaştığı iç görüleri paylaşmak üzere kitaplar yazmaya başladı; daha önce tek bir yazı ya da şiir yazmamasına rağmen. Bundan sonra olanları Vladimir Megre asla hayal edemezdi. Kitap milyonlarca insana büyük heyecan ve ilham verdi. Hiçbir reklamı yapılmayan Çınlayan Sedir kitapları serisi, kitabı daha bitirmeden bile eşlerine dostlarına alanlar ve kitabı okuyanların çevresindeki insanlara hararetle önermesiyle bir fenomene dönüştü. Hayatımızın HER boyutunda yaşadığımız ve düşündüğümüz konuları içerdiği için kitabı bir kategoriye koymak mümkün değil. Sağlıklı hamile kalmak ve doğumun öneminden çocuk yetiştirmeye, bireysel ve sosyal sorunların çözümünden bahçıvanlığa, düşüncenin nasıl yarattığından insan hayatının anlamına, megalitik (tarih öncesi çağlara ait) bilimden insanlığın gizlenmiş olan şok edici gerçek tarihine, cinsellikten dine yayılan konuları kapsayan bilgiler her birimizin içinde var olan sınırsız potansiyeli keşfetmemizi sağlıyor. Bu zihin açıcı ve insanı derinden sarsan kitaplar, elinizden bırakamadığınız sürükleyici bir roman gibi keyifle ve kolaylıkla okunuyor… bir belgesel yapıtın gerçekliğine sahip… ve derin iç görüleri içeriyor. Bu kitap daha önce okuduğunuz HİÇBİR kitaba benzemiyor. Okuduktan sonra aynı şeyi siz de başkalarına söyleyeceksiniz…

 

  1. “Aptalın Deneyimi”, Mirzakarim NORBEKOV. Bütün Dünyada 5 Milyon Satan Kitap “Kitabınızın sayesinde kendi gücüme daha fazla inanmaya başladım ve maddi refaha doğru büyük bir adım atabildim…“ -(Nina, 32 yaşında)- “Kitabınızı sadece okumak bile ruhunuza öyle bir güç veriyor ki bedenimizdeki yaraların sesi kesiliyor ve sadece yürüyorsunuz, çalışıyorsunuz, adeta kanatlanıyorsunuz. Kocaman bir teşekkür size!..“ -(Olga İvanovna, 64 yaşında)- “Size, ‘Ben‘ adlı o harikulade ve mucizevi dünyaya girebilme imkanını armağan eden bir insan olduğunuz için hitap ediyorum. Siz ve kitabınızın yardımıyla görme yetimi yeniden kazandım (4 diyoptri idi), bana soluk aldırmayan eklem ağrılarından ve -işte Mucize- 20 yıldır yakamı bırakmayan kekelemelikten de kurtuldum…“ -(Pavel, 25 yaşında)- “Kitabınız aracılığıyla verilen fevkalade iyimserliğiniz ve yaşam sevginiz sağlığım, karakterim, yani kendi üzerimde çalışırken gücüme güç kattı ve istediğim şeyi mutlaka elde edebileceğime dair bir inanç verdi. Sonuç ise ortada!.. Bir şey daha: Kitabın rehberliğinde göz sağlığım için çalışırken bir sürü hastalıktan da kurtulacağımı hiç ummamıştım…“ -(Oleg Petroviç, 54 yaşında)- “Aptalın Deneyimi kitabından çok yararlanıyorum. Yaptığım eklem jimnastiğinin ardından bedenim ve yüreğimde bir hafiflik hissi oluşuyor. Eklemlerim de daha esnek olmaya başladı, duruşum değişti. Bedensel ve ruhsal olarak değiştim. İçimde öyle bir his var ki sanki özüme -Tanrı beni nasıl yarattıysa işte ona- dönüyorum. Kendimi, dünyayı seviyorum. Norbekov‘un sistemi ile tanıştığım için Tanrıya teşekkürler.“ -(Ludmila Vitalyevna, 49 yaşında)-

 

  1. “Ixtlan Yolculuğu”, Carlos CASTANEDA. Çok satan yazar Carlos Castaneda, Yaqui Kızılderilisi bir spiritüel hoca olan Don Juan Matus’a ilk başta psikotropik bitkiler hakkındaki bilgisi yüzünden yaklaşır ama sonra kendisini büyücünün sihirli dünyasında gezinirken bulur. Saha notlarını inceler ve Don Juan’ın en başından beri en anlatmaya çalıştığı şeyi keşfeder: Psikotropik bitkiler, kişinin tek başına kucaklayamayacağı alternatif gerçekliği anlamamıza yarayan araçlardan ibarettir. Castaneda’nın ilk iki klasiği olan Don Juan’ın Öğretileri ve Farklı Bir Gerçeklik adlı eserlerine dahil edilmemiş olan bu açık ve yeni fikirler, Ixtlan Yolculuğu’nda okuyucuya ilk kez sunulmaktadır. Castaneda, bu kitapta, Don Juan’ın dünyayı durdurma ve gerçekliği kendi şartlarımıza göre algılama konusundaki öğretilerini hem kendisi tecrübe ediyor, hem de bizimle paylaşıyor.
    “Don Juan’ın gerçekliği, cazibesini hiç kaybetmiyor.” –Chicago Tribune
    Carlos Castaneda, Don Juan’ın Öğretileri ve Farklı Bir Gerçeklik dahil olmak üzere, on iki kitabın dünyaca tanınmış en çok satan yazarıdır ve tüm kitaplarını kadim Meksika spritüalizmi üzerine aldığı eğitime dayanarak yazmıştır.

 

  1. “Sevgi Düzenleri”, Bert Hellinger. 1925 yılında doğan Bert Hellinger önce felsefe, teoloji ve pedagoji eğitimi aldı. On altı yıl boyunca Katolik bir misyon üyesi olarak Güney Afrika’da Zuluların arasında yaşadı. Zuluların arasında misyoner ve kendi ifadesiyle ruhsal yol gösterici olarak sürdürdüğü çalışmalar Hellinger’i derinden etkiledi. Bu dönemin yararını yaşam boyu gördüğü ürünleri yoğun bir çalışma ve disiplin oldu. 70’li yılların başında misyonuna veda ederek psikoterapiye yönelmek üzere Avrupa’ya dönüşü Hellinger için bir kopuş değil, tersine, doğal akışını izleyen gelişiminin sonucuydu. Zulular ile geçirdiği uzun yıllar Hellinger’e insan ilişkilerine farklı bir açıdan yaklaşmanın yolunu açan değerli bir deneyim oldu. Zuluların insana, onun onuruna verdikleri önem, ana-baba-çocuk ilişkilerinde sergiledikleri doğal otorite, saygı ve sevgi, Batı toplumlarında yokluğu giderek daha fazla hissedilen değerlerin yaşayan örneklerini oluşturdu. Bu kitabın, kendilerine bugüne dek çözümsüz görünmüş sorunlarından bir çıkış yolu bulmada pek çok aileye yardımcı olacağına eminim. Bunun ardından sevgi, ailenin bütün bireylerini yeniden birbirine bağlayabilecek. Çoğu ailenin gündelik yaşamı, birbirimizi sevmenin yeterli olmadığını gösteriyor. Sevginin gün yüzüne çıkıp gelişebilmesi için bir düzene gerek var. Bu düzense yaşamlarımızda önceden verili halde mevcut. Tarafların iyi niyetine karşın sıklıkla sevginin karşısına dikilen engelleri ancak sevgi düzenlerini öğrendikten sonra aşabiliriz. Elinizdeki kitap, pek çok örnekle bu düzene götüren yolları gösteriyor.”
    – Bert Hellinger-
    Sevgi Düzenleri, psikoterapinin dışında olsun, terapistler olsun herkese İnsan Ruhuna dair çok farklı, derin olduğu kadar yalın bir ışık sunuyor.

 

  1. Nasreddin Hoca”, Pertev Naili Boratav Nasreddin Hoca Islık Çalarak Dolaşıyor Aramızda İnsan fark eder ve güler. Bizde halk zekâsının inceliklerini kendinde toplayan, bu zekâyı ve dikkati nükteler üzerinden yine halka yayan; güldürürken gülenin kendini gözden geçirmesini, düşünmesini sağlayan ilk önemli isim Nasreddin Hoca’dır.

Hoca’nın yanı başında halk vardır; dili, halkın konuşma dilidir. Böyle olduğu için Anadolu halkının tüm yaşamı, tıpkı bir ayna gibi fıkralardan seyredilebilir. Uzun zamandır gerek akademik çevrelerde gerekse okurlar katında herkes kendi değerleri ölçüsünde Nasreddin Hoca’dan payına düşeni kopartıp aldı. İlginçtir Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya; Amerika’dan İskandinav ülkelerine, Kuzey Afrika’ya kadar pek çok yerde Nasreddin Hoca’ya dair kitaplar yayımlanmasına rağmen, ülkemizde Hoca’ya hak ettiği ölçüde ve ”sansürsüz” eğilenlerin sayısı oldukça azdır.

Pertev Naili Boratav’ın Nasreddin Hoca adlı çalışması aşılamayan temel başvuru kitabı olma özelliğini bugün de koruyor. Kitap, gözden geçirilmiş son haliyle Islık Yayınları tarafından okura ulaştırılıyor. İnsan gülerken en çok fıkralarda kendine dışarıdan bakma şansını bulur. Bu aynı zamanda bir kültürün, medeniyetin içinden akarak o kültürü, medeniyeti oluşturmuş insan topluluklarının özelliklerini de ortaya koyar. Bir edebî tür olarak bizde “fıkra” denince akla ilk, tarihsel, kültürel bir figür olarak Nasreddin Hoca’nın gelmesi boşuna değildir. Yüzyılları aşan, geniş zamanlara dokunan ve yaşadığı dönemin özelliklerini örtüye büründürmeden halkın aynasından yansıtır Nasreddin Hoca. Anadolu insanının hayata, cinselliğe, sokağa, mülke bakışını “açık saçık” bir biçimde, parıldayan bir zekâ üzerinden ortaya koyan Hoca’ya dair bu en kapsamlı, titiz çalışma Islık Yayınları tarafından okura ulaştırılıyor.

Kitabı okuyanlar Nasreddin Hoca’nın bütün endamıyla bugün de ıslık çalarak halkın arasında dolaştığını, halkın diline, kültürüne ışık tuttuğunu bütün canlılığıyla yeniden fark edecektir.

”Nasreddin Hoca’yı böyle bilmezdik”. Bu cümle, ufkumuzda, “biz Hoca’yı böyle istemiyoruz”un bir çevirisi olarak belirdi aslında. Karagöz metinlerinde olduğu gibi ayıklanmış, aklanıp paklanmış, bu yoldan yükü atılmış bir “corpus”te uzlaşılmasıydı amaç; aşırılık fazlalıktı, halk kaynaklı bir bilgeliğin halkı korumak, ola ki kendinde korumak için törpülenmesiydi hedeflenen. Boratav’ın ulaştığı elyazmalarına şüpheyle bakanlar gördüm, duydum.

Tersine, kök kültürün açığa çıkarılmış bu boyutundan gönenç duymak gerekmez miydi? Yakası açılmadık Carmina Burana şarkılarının, Villon’un ağzıbozuk şiirlerinin, Gargantua’da patlayan şen bilim dilinin bir karşılığının bu topraklarda da duyulmuş, yayılmış olduğunu öğrenmekten bir gurur payı çıkaramaz mıydık? Olduysa bile, akıl erdirilmesi güç bir suskunluk eşliğinde olmuş olmalı.

Nasreddin Hoca: Zaman zaman ne kadar çağdışı kaldığımızı gösteren çağdaşımız değil midir?

Boratav’ın Nasreddin Hoca’sı, kültür birikimimizin bir avuç temel, kaynak metni içindeki yerinden bakıyor: Biz onu görebilecek miyiz, gözgöze duracak yürekliliği gösterebilecek miyiz – bu karşılaşmadan kazanımlı çıkıp çıkmamak hâlâ elimizde.

  1. “Ömer Hayyam Rubailer”. Hayyam devrinin matematik ve astronomi bilginidir. Fakat ona sevgim, astronomi bilgisinden kaynaklanmıyor. Hayyam çok güzel Farsça rubailer söylemiş. Ona sevgim şiirinden de kaynaklanmıyor. Hayyam, bilgin şair iyi kalpli hem kendi dinini hem bütün insanlığı seven, fakat bütün samimi iyi insanlar gibi “sahtekar ve sözde” iyi insanları görünce hadlerini bildiren bir bilge. Benim Hayyam”a sevgim, bu özelliklerinin bütününden kaynaklanıyor.

 

 

Keyifli okumalar……

TRakyaDans.com

TRakyaDans.com

TRakyaDans.com

TRakyaDans.com

Çocuklara DANS-Jimnastik!!!

Hip-Hop Dersleri!!!

Yetişkinler için DANS!!!

 

Peter Dimkov

Peter Dimkov

Народният лечител Петър Димков, известен и само с името ЛЕЧИТЕЛЯТ, завинаги ще остане в сърцата на хората, потърсили помощта му и намерили изцеление от неговата ръка.ПЕТЪР ДИМКОВ е роден на 19 декември 1886 г. в София, в семейството на свещеника Иван Димков. Началното си образование получава в столичното училище “Денкоглу”. През 1899 г. заминава в Петербург – Русия, където завършва военно училище. През 1909 г. е назначен като подпоручик в 25-и Драгомански полк в Цариброд. Участва във всички войни за обединението на България и е раняван 8 пъти. Още тогава открива способностите си да лекува – спасява голяма част от поразените от холера войници. В армията е до 1936 г., когато се уволнява с чин полковник.

От военния му период в историята на България ще останат много негови заслуги като това, че ръководи изграждането на Аспаруховия вал във Варна; построяването на Арката – портал на VІІІ Приморски полк във Варна; има основна заслуга за построяването на парка – мавзолей “Владислав Варненчек” във Варна; като командир на 21-ва пехотна дружина в Карлово през 1933 г. той спасява от разрушаване родната къща на Васил Левски и ръководи нейното възстановяване. Имало е план за събарянето на къщата, за да се построи нова улица, който благдарение на Петър Димков не се осъществява. Където и да се е намирал в България по време на военната си служба, навсякъде Лечителят е оставял значима следа.

Следвайки традицията в своето семейство, ПЕТЪР ДИМКОВ посвещава по-голямата част от живота си на изучаване на билките, събиране на рецепти, тяхното осмисляне и доразвиване. Във фитотерапията той открива и прилага свои оригинални съчетания от билки. Лечителят формулира и популяризира принципи, извлечени от народната медицина:

1.Лекуването да става с естествени природни средства. 2.Лечението да се насочи към общо укрепване на организма чрез промяна на храненето и начина на живот. 3.Лечението да е индивидуално – според болестта и човека. 4.Да се въздейства не само на болния орган, но и на целия организъм. 5.Чрез внушение и самовнушение да се създаде увереност в болния за оздравяването му. 6.В духа на народната медицина, той не използва апарати и съоръжения, а въвежда и изследва действието на различни средства – компреси, лапи, бани, душове, фрикции, масажи, водолечебни процедури и др.

ПЕТЪР ДИМКОВ е един от първите проповедници на природосъобразния начин на живот. Духовното присъствие на ЛЕЧИТЕЛЯ е трайно. Издадени са 4 негови книги: “Българска народна медицина” /издавана 5 пъти от 1926 г. до 1937 г., преиздавана още през 1977 г., 1991 г., 1993 г. и 2008 г. /; “Хигиена и лекуване на душата”, “Молитвеник” и “Очна диагноза”.

http://www.trakyadans.com/Portals/1/BalgarskaNarodnaMedicina-P.Dimkov_BG.pdf