Büyüteç – Dancer in the Dark

Merhaba,

Trakyadans Aktüel’in en sevilen bölümlerinden BÜYÜTEÇ ‘in bu defa odaklandığı film bir TRİER ezber bozanı… Lars Von TRİER İskandinav Sineması’nı dillendiren yönetmenlerden ve bu film de unutulmaz bir müzikal.

DANCER IN THE DARK / L.VON TRIER /  İSVEÇ, DANİMARKA, HOLLANDA

Von Trier  DOGMA akımının en önemli yönetmenlerinden, minimalist sinema fikrini savunan -amatör kameralar, video, doğal ses kayıtları, rol yapmayan aktörler, doğal, gündelik diyaloglar; ama aynı zamanda da bir hikaye anlatan nevi şahsına münhasır bir sinemacı. Sarsıcı filmlerin yönetmeni o, hani şu izleyiciyi helak edenlerden, hatırlayın Dalgaları Aşmak…Ama Dancer In The Dark hepsinden de öte sarsıcı, hele hele anneler için…

Film açılışı yağmurlu bir günde pastoral bir göl ve sanki perilerin dolaştığı bir orman sekansıyla başlar, sonra bir fabrika, makineler, işçiler, tren, dans eden işçiler, ormanın içinde şekerden yapılmış gibi bir ev -Bill’le Linda’nın evi-, sonradan kabusa dönüşecek, orman içindeki kulübe/karavan görünür. ( Selma ve oğlunun evi)  Selma oğlu Gene ile birlikte Çek Cumhuriyeti’nden ABD’ye göç etmiştir. Fabrikada çalışan ve komşularının evinin yanındaki karavanda yaşayan Selma, genetik bir hastalıktan dolayı yavaş yavaş görme yetisini kaybetmektedir. Fazla mesaiye kalan, başka işlerle eve ekstra para sokan Selma’nın tek amacı oğlunu ameliyat ettirmektir. Ameliyat parasını tamamlamasına az bir süre kala tüm dertler arka arkaya Selma’nın kapısına dayanır. Önce görme yetisinden ötürü işini kaybeder, hemen arkasından da biriktirdiği tüm paranın çalındığını fark eder. Başına gelenler bunlarla da sınırlı kalmayacak, Selma’nın tüm hayatı alt üst olacaktır. Yine de tüm bunlara rağmen o hedefine ulaşmakta kararlıdır. Filmde, imkansızlıklar içindeki bir annenin yaptığı fedakarlıklar içinizi parçalarken sevginin gücünü tüm moleküllerinizde hissediyorsunuz.

Selma’nın hayatı çalışmaktan, sadece çalışmaktan oluşmaktadır; gündüz fabrikada çalışır gece evde paketleme işi yapar; kimi geceler fabrikada gece nöbetine kalır, oğlunun göz ameliyatı için para biriktirmektedir. Sanki işlediği bir günah için tüm hayatıyla bir diyet öder gibidir, nefes almadan çalışarak, sonra gözleriyle daha sonra da hayatıyla. Bu Selma’nın sırrıdır: Bir çocuk doğurmak istemiştir, bir bebeği kucağına alma hazzı için, aileden geçen ve insanı yavaş yavaş kör eden hastalığını bile bile. Şimdi oğlu Gene’de de aynı hastalık çıkmıştır, o da kendisi gibi ağır ağır kör olmaktadır. Öte yandan fabrikayı sever, çalışmayı, oradaki işçi arkadaşlarını; basit, mutlu ve tevekkül dolu bir hayat yaşamaktadır. Selma’nın hayatı ev sahibi Bill-Linda ailesinin hayatıyla tezat teşkil eder; bu tipik bir Amerikan orta sınıf ailesidir; Bill polistir -ki bu mesleğin seçilmiş olması da hiç tesadüf değildir-, Linda’nın çalışmaktan uzak bir hayatı vardır, orta sınıf dertleriyle, sıkıntılarıyla baş başa evde oturur, hiç bir şey yapmaz; bir Barbie bebeğe benzemektedir, platin sarısı saçlarıyla…Bill borçlanma pahasına karısının istediği kanepeyi almak ister,

bunu da karısından saklar, zira kendisini artık sevmeyeceğini düşünür. Bill’n sırrı da budur; bu sır onu suça götürecektir. Selma’nın oğlunun ameliyatı için biriktirdiği parasını çalar. Zira filmin başka bir sorunsalı da suç / adalet – ceza / masumiyet meselesidir. Bir polis olan Bill’in parayı çalmasından itibaren filmde her şey alt üst olur, filmin hızı ve ritmi değişir; iyi ile kötü, masum ile suçlu, doğru ile yalan karşı karşıya gelir ve iç içe geçer. Filmin kırıldığı, karıştığı, planların alt üst olduğu, karşılaşmaların ve yer değiştirmelerin olduğu kırılma noktasıdır.

Acı bir hikaye ama eşsiz bir müzikal…Müzikallerde kötü olaylara yer verilmez klişesini yerle bir eden bir ezber bozan…Tipik bir L.Von TRIER ezber bozanı…Hemen her alanda Dogma 95 kurallarına yakın, Tripodsuz kamera kullanımı, doğal renkler ve sesler, farklı montaj tekniği ile Hollywood filmlerine alışmış izleyici için elbette zor bir film. Başroldeki Björk’e Cannes Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu, Lars Von Trier’e de Palme d’Or kazandıran bu ‘’değişik’’ film arşivinizde bulunması gereken önemli bir yapım. Son olarak izlemeden önce yanınıza bolca kağıt mendil almayı unutmayın…Çünkü ben iki paket bitirmiştim.

Posted in Duyuru, Haberler and tagged .

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.